BoŞa ZaMaN DeĞiL. .

6/11/2009 - Karanlık Delik (9. Bölüm)

Kategori: Roman
9.Bölüm


(Ankara – 1998 Nisan )




Özlem evine girer girmez koşarak eve gitti Deniz de. İçeri girer girmez, kapıdan beri sesini duyduğu telefona doğru koştu ve “Alo!” diyerek açtı. 


“Neredesin sen oğlum? Çok geç kaldın!” dedi aniden Tuğçe. Annesinin sesinden de rahatça anlayabiliyordu Deniz; korku, merak ve kızgınlık duyguları vardı. 


“Ben otobüste uyuya kalmışım ve durağı kaçırmışım. Bir durak sonra indim, yürüyerek anca geldim anne, özür dilerim.” Diyordu. Hem sözleri özür diliyordu hem de ses tonu. 


En iyi anne ödülüne layık olan Tuğçe Hanım “Tamam… Sınavın nasıldı?” diyebildi sadece. Sesi gittikçe yavaşlıyordu. Bir anda hiddetlendiği için kendisi de kızmıştı kendisine. Ama aynı oğlu gibi o da söyleyemiyordu bunu. 


“O sınav…” diye söze başladı Deniz ama ne diyecekti? Bir ışık gördüğü için sınavı yapamadığını mı söyleyecekti? 

“Sorular çok zordu anne yapamadım. Ama söz veriyorum kurtaracağım o dersi.” Deyiverdi aniden. Ama o kelimeler dudaklarından çıkarken kalbi hızlandı, nefesleri daraldı. İlk defa böyle bir konuda annesine yalan söylüyordu, bu sebeple büyük suçluluk hissediyordu. Ama başka çaresi de yoktu. 


“Üzme o tatlı canını hayatım. Sana güveniyorum ben,” diye konuşurken Tuğçe Hanım, Deniz’in kulaklarında ‘sana güveniyorum’ kelimeleri yankılandı. Daha önce hiç hissetmediği kadar kötü bir duyguydu bu. “çalışır, geçersin o dersi de. Gelirken istediğin bir şey var mı hayatım?” diye devam eden sözcükleri net bir şekilde duyamadı bile Deniz. 


“Görüşürüz.” Diyip, telefonu kapatmakla yetindi. Kendine gelmeye çalışıyordu; mutfağa gidip bir bardak su içti. Bardak elinde bir süre düşündü; nasıl bir gündü bu? Kâbus mu yoksa ilerisi güzel bir rüya mıydı? Hangisi olduğunu şimdilik kavrayamamıştı ama ileride de göreceğinden emin olduğu işaretler sayesinde, hangisi olduğunu bulacaktı. 


Mutfaktan sonraki ilk durağı, banyoydu; yüzünü yıkadı ve aynada kendisine bir süre baktı. Aklına bir şey gelmişti; ya, bu simgeler arttıkça gözünün önünden kaybolursa? Bir şeyler yapması gerektiğini biliyordu ancak ne olduğunu bulamıyordu. Aynaya bakarken, arkasındaki çantanın görüntüsü dikkatini çekti. “Tabi ya…” diyerek arkasına döndü ve çantasını kapıp, odasına doğru gitti. 


İçeri girer girmez sanki evde birisi varmış da ondan gizleniyormuş gibi odanın kapısını kapattı. Dün geceden kalma masasının üstünü boşalttı ev sağdaki raftan eski bir defter çıkarttı. İlk sayfasını açtı ve okudu; “Bu sahte dünyada bana ait tek gerçek; Günlüğüm.”. 


Hızla, dolu sayfaları geçti ve yazılmaya hazır sayfaya geldi. Karşısındaki kalemlikten siyah kalemini aldı ve yazmaya başladı; 


“ 9 Nisan 1998 




Hayatıma tanıklık eden tek varlık, bugün tanık olacakların daha öncekilerin yanında mum ile Güneş gibi kalacak. 


Gün her zaman ki gibi başladı. Sınav yüzünden biraz heyecanlıydım ama kendimi kaybedecek kadar olmadığında emindim. Sınavın olacağı dersin başında öğretmenimiz yer değişikliği yaptı; ben ve Özlem cam kenarına oturduk. Cama yakın olan bendim ve benden kopya istedi. Aslında istemesine gerek olmadığını sen de biliyorsun Günlük ama yine de söyledi işte. 


Sınava başladım ve ilk iki soruyu çözdüm. Ama kafam havada oluşan değişikliğe gitti; kararan bir hava. Güneşli olan hava bir anda yerini karanlığa ve korkuya bırakmıştı. O an içimden bir şeyler kopup, gökyüzü ile birleşti sanki. Kafamı çevirip sınavıma devam etmek istedim ama yapamadım. Gökyüzü ile aramızdaki bağ beni kendine bağladı ve hiç hareket edemedim. Sonra ufacık bir ışık gördüm; beni içine çeken. Gerçeklikten uzaklaşıp, soyutluğa vardım ve ışığa yaklaştım. Ben yaklaştıkça o büyüdü ama bazen de ben yerimde duruyorum da o büyüyormuş gibi geldi. Hâlâ hangisinin gerçek olduğunu anlayamadım. 


Gözümün gördüğü her yerde o ışık olana kadar büyüdü ve büyüdü. Sınıra geldiğimi hissettiğim an geri çekilmek istedim ama yapamadım. ‘Bırak beni! Bırak beni! Bırak beni!’ diye bağırmak istedim ama kimsecikler yoktu. Sonra bir şekilde geri itildim. Işığın içinden anlamadığım bir takım simge belirdi gözümün önünde; her gözümü kapattığımda orada duran bir takım simgeler… 


Hayal dedim ve geçtim. Tabi ki, sorularını yapamadığım sınav da cabası. 


Neyse… Bu simgeler gittikçe ağırlaşıyordu ve yürümeme bile engel oluyordu bir noktada. Eve dönüş için otobüse binerken de otobüsün dikiz aynasından birkaç simge daha gördüm; daha karmaşık ve daha kalabalıktı. Ama onları gördükten sonra üstümdeki ağırlık bir anda kalktı, rahatladım. Ve otobüste oturduğum yerde bir şeyler denedim;” yazdı ve bir süre durdu Deniz. Bir kez daha denemeyi düşündü; gözlerini kapatıp simgeleri görmek, hem de eve girmeden önce gördükleri ile birlikte. Ama korktu; hem denemeye hem de yazmaya. 


“benim ineceğim durağı geçene kadar uyumamı sağlayacak bir şey.” Diye devam etti yazısına. Aslında hiçbir şeyini saklamazdı günlüğünden ama bu bambaşka bir olaydı. 


“Otobüsten, normal durağımda değil de, bir sonraki durakta inebildim. Eve doğru koşmaya başladım ki, annemi zamanında arayabileyim. Ama kapının önünde Özlem’i gördüm; çöp atıyordu. Okulda olanlardan sonra konuşmak içimden geldi. Yüzümü çevirdim ve eve doğru yürümeye başlayamadan bir görüntü daha gördüm. Ama çok daha değişikti; gözlerim kapalıydı ve hareket edebiliyordu. Bu sefer, Özlem’in üstünde bir ışık patlaması oldu ve bazı simgeler onun görüntüsünün önünde belirdi. 


Şimdi asıl merak ettiğim; o son simgeler de, kendini göstermek için gözlerimin kapanmasını mı bekliyor? Bunu öğrenmenin tek yolu var; gözlerimi kapatmak… Ama korkuyorum her seferinde gözlerimi kapatmaya. Çünkü orada zaman çok tuhaf işliyor.” Yazıp, otobüste olanları hatırladı. “Ama bir kere kapatıp, neler yazdığını sana yazarsam, bir daha gözlerimi kapatmak zorunda kalmayacağım.” 


Defteri biraz ileri itti ve kalemi defterin sağ tarafına koydu. Cesaretini toplamaya çalışıyordu. Zihnini yavaş yavaş boşaltıyordu. Çünkü tek seferde hepsini yazmayı planlıyordu. Orada uzun süre kalamazdı, beş dakikası bile ne kadar süreceğini düşünemiyordu. 


Defterin üzerindeki kalemi aldı ve son bir nefes aldı; hayatının son nefesiymiş gibiydi… Nefes almayı durdurması ile gözlerini kapattı ve o dünyaya merhaba dedi. 


Gözünün önünde beliren simgeler muhteşem bir görüntü oluşturmuştu. Tam da hayal ettiği gibi bir yerdi; ateşle yazılmış simgeler ve aydınlattığı karanlık. Fazla bir şey göremiyordu ancak uçabildiğini biliyordu. Ama oynamaya fazla vakti yoktu ve hemen simgelere dikkatlice bakmaya başladı. Hepsini ezberlediğini hissettiği an, açtı gözlerini ve bir ses duydu; 


“Oğlum! Neredesin?” 


Tuğçe, eve gelmişti. ‘Anne!’ dedi içinden. Acaba endişelendiği için erken mi gelmişti? Aklında hemen bu soru belirdiği için kolundaki siyah saate baktı ve saat 09.37’idi. Anlaşılan zaman yine hızlı geçmişti. Kalemi eline aldı ve yazmaya başladı. 


“Denedim ve gördüm günlük; bütün simgeler olduğu yerde duruyor. Ama tahmin ettiğim gibi zaman çok hızlı ilerliyor. Bunu bir daha denememek için o simgeleri sana yazıyorum.” 


“Oğlum neredesin? Ses ver!” diye bağırdı Tuğçe, meraklı bir ses tonuyla. 


“Odamdayım anne. Biraz işim var, geleceğim.” Der, demez hafızasındaki simgeleri deftere geçirdi; 


 
‘ ! < ] / | * _ 


‘ , ] )[ * ? 


( < é + )[ *
“ 


Simgeleri yazar yazmaz, defteri kapattı ve annesini selamlamaya gitti. Bir süre sınavdan ve kafasında yeni tasarladığı gününden bahsetti Deniz. Tuğçe de birkaç teselli ve güven cümlesi söyledi. Ama Deniz onu dinleyebilecek durumda değildi; gece nasıl uyuyacağını düşünüyordu. Korkuyordu yine. 


Ama gece gözlerini zaten uyumak için kapatacaktı yani sorun yoktu. Biraz düşündü ve ‘Ya, fazla uyursam?’ diye düşündü. Sonuçta o dünyadayken hiçbir dış etmen etki etmiyordu ona. Ya da o hissetmiyordu. 


Denemekten başka çaresi olmadığı için saati gelince odasını topladı ve yatağına girdi. Aklı o an Özlem’e gitti; 

“Acaba o da görebiliyor mu?”. Kafasını neyse manasında salladı ve yatağına uzandı. Yumrukları sımsıkıydı ve kalbi yerinden çıkacaktı sanki. Yavaş yavaş yapmayı denedi ama yapamadı. Bir anda kapayacaktı gözlerini o değişik dünyaya. 


Tüm cesaretini topladı ve…


Önceki bölüme buradan ulaşabilirsiniz.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Etiketler : hikaye,roman,yazı,edebiyat

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz:


1 yorum yazilmistir

2009-11-07 13:01:16 - 2 ilginç bölüm daha

Yazan:
Kemal'in konusu şu ana kadar pek dikkat çekici gelmedi ve basit gibi göründü bana ama Deniz'inki bir o kadar heyecanlı geçiyor..

Bu arada bu blogcu'da sanırım hikayeyi yaymak fazla kolay olmuyor malesef arkadaşım.ikimize de yorum yapan kimse olmuyor ne yazık ki.Sen de sanırım bu sebeple bölüm eklemeyi azalttın zaten sanırım...
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Gelişim içindeki acemi bir yazardan. .

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Rss

Kategoriler

Etiket Bulutu

Yazmak deneme kendi yolumuz çoktan yedik roman öykü kıyamet sonrası karanlık delik hikaye karanlık delik yazı edebiyat fantastik

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
hulela
drsaglik
zalim ...
pakdamar
donjant
cubukss